1
  • BIST 1.124
  • Altın 458,727
  • Dolar 7,6460
  • Euro 8,8844
  • Antalya 25 °C

MAHZUNİ

Kazım Engin

ASRIN PİR SULTANI "USTAM" MAHZUNİ ŞERİF'E 

ON YEDİNCİ GÖÇ YILINDA SAYGI İLE ...    

 

 

"YİNE BİR ON YEDİ KASIM'DA, 

CİHANA GELDİN MAHZUNİ,

HANGİ OCAĞA DÜŞTÜN?

HANGİ NAR'A YANDIN MAHZUNİ?

NEDİR BU ON YEDİDEN ÇEKTİĞİN SENİN?

ON YEDİ MAYIS'TA GÖÇTÜN MAHZUNİ " (M.K.Engin)

...

"Bunca pervane misali şem'e yandın Mahzunî,

Hangi Pir'e ikrar verdin, kime kandın Mahzunî?"

Mahzuni’yi yazmak için 35-40 yıl geriye gitmem ve 17-18 yaşlarında onunla aynı sahneyi payşaştığım yerden başlamak gerekir.

Hocalarımın “ümitvar bir genç” diyerek ileri ittiği bir dönemde Mahzuni, Emekçi, Zamani ile konserlere “alt kadroda”, tabiri caizse salonu ısıtmak için çıkardım.  Halk müziği ekolünde “Usta malı” diye tabir edilen daha sonra telif hakkı ödememek için birçok uyanığın “anonim” diye adlandırdığı çeşitli ozanların eserlerini seslendirirdim.

Mahzuni, Ali Ekber Çiçek, Daimi ve akrabam olan Âşık Davut Sulari ve Arif Sağ hocamla ilişkim böyle başladı. İlerleyen dönemlerde Mahzuni ve Neşet Ertaş ile dostluk ilerledi, çırakları oldum, Hakk’a göçünceye kadar da her ikisiyle sıkı bir biçimde usta-çırak ilişkim ve dostluğum devam etti.

Mahzuni baba yürüyen, konuşan bir kütüphaneydi. Daha çocukluk yıllarında Elbistan yakınlarında Alembey köyündeki Lütfü Efendi Medresesinde Arapça ve Kur’an eğitimi aldı. Arapça okuduğunu biliyordum, hatta okurken Arapça şive farklılıklarına dahi dikkat çekerdi. “Arapça yazabiliyor musun” diye bir sohbetimizde sorduğumda “Biliyordum ama tekrar edilmeyen şey size karşı ketum olur, çoğunu unuttum” demişti.

Doğduğu ve yaşadığı coğrafya Ozanlığa çok yatkındı. Alevi-Bektaşi kültürünün en üst boyutlarda yaşandığı bir coğrafyadır Elbistan-Afşin ovası, Binboğa dağları…              

O bölgeden özellikle Halil Öztoprak, Meluli, Fezali, İbreti, Mehmet Mustafa Dede gibi önemli düşünce adamları, filozoflar ve ozanlar çıkmıştır, en önemlilerinden biri de Mahzuni Baba’dır.

Mahzuni 1956 yılından itibaren saz çalmaya ve şiirler yazmağa, türküler söylemeye başlar. 12 yaşlarında gönül verdiği bu geleneği yaşamı boyunca devam ettirdi. Saz çalmayı amcası Aşık Fezali (Pehlül Baba)’dan öğrendi.

 

1956 yılında, o zaman Mersin‘de olan Astsubay Hazırlama Okulu‘na kaydolur ve 1959 yılında bitirip, 1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu’ndan mezun oldu. Aynı yıl Ankara‘da İtalyan asıllı Sovina isimli bir kızla tanıştı. Onunla evlendi ve Suna adını verdi. Bu arada Silahlı Kuvvetlerle ilişiği kesildi. Artık sadece elinde sazı vardı.

 

1964 yılında dünyaya gelen oğulları Emrah henüz bir kaç aylıkken Mahzuni, Suna ve Emrah’ı Babası Zeynel’e emanet ederek askere gitti. 

Bir süre Gaziantep’te ikamet ettikten sonra Ankara’ya yerleşti. 1967 de İlk plağı olan “İşte gidiyorum çeşmi siyahım”’ı yaptı ve hemen adından söz ettirmeye başladı. 

 

Bu arada Fikret Otyam ile tanıştı, Fikret Otyam da onu Hürriyet Gazetesinden Cüneyt Arcayürek ile tanıştırdı. Cüneyt bey o kadar etkilendi ki Mahzuni ile ilgili bir yazı kaleme aldı ve tüm Türkiye’ye duyurdu.

Hem Fikret Otyam’ın ve hem de çevresinin desteğiyle Halk ozanlarının seslerini duyurmak için Âşıklar Derneği’ni kurdu. Ozanlığı git gide yayılıyor, yurt içinde ve yurt dışında ardı ardına konserler veriyordu. Peşpeşe 45 lik plaklar çıkıyor, satış rekorları kırıyordu. Bir keresinde Fikret-Filiz Otyam’ın Geyikbayırı’ndaki evinde Fikret Baba 1969 yıllarından kalma bir ev kaydı dinletti. Hala kulaklarımdan gitmez o ses, o nefes… 

 

1974 yılında yurt dışından dönerken tutuklanır. 14 ay hapis ve 8 yıl yurt dışına çıkma yasağı cezası verilir. Hapisten çıktığında ise ünü on kat daha artmıştır. Ama yurt dışı yasağı nedeniyle birçok yere gidemez. Yurt içinde yaptığı konserlerde izdiham olur. Birçok konser ya karakolda biter, ya hapiste. Kaç kez tutuklandığını hatırlamaz, saymamıştır çünkü. Okuduğu toplumsal içerikli türküler nedense birçok kesimi rahatsız eder, her türküsünden herkes sanırım kendine bir pay çıkardığı için sürekli engellenir.

 

Derken 12 Eylül bir karabasan gibi ülkenin üzerine çöktüğü gibi Mahzuni Baba’nın da üzerine çöker… 

Mahzuni’nin yaşamından kesitler sunarken atladığım bir nokta oldu diye tekrar 1972 ye geri dönelim. Devir 1971. 12 Mart Muhtırası ile Süleyman Demirel devrilmiş ve Nihat Erim Başbakan olarak hükümeti kurmuştu. 

Büyük gözaltı başlamış, tüm ülkede sürek avı başlatılmış, Birileri Beyazıt Meydanı “Küllük” kahvesinde oturup pişpirik oynarken, bazı gençler Amerikan deniz piyadelerini boğazın serin sularına atıyorlar ve “Amerika Defol” sloganları atıyorlardı. Tıpkı bu günkü gibi, Tıpkı Filistin’de olduğu gibi…

Nihat Erim hükümetinin baskılarına, Mahzuni Şerif türküyle cevap vermişti. Çıkardığı 45’lik plak, ‘Erim erim eriyesin / Sürüm sürüm sürünesin’ diyordu. Neticede hemen tutuklanıp ve 10 ay 15 gün cezaya çarptırılır. Yine hapis!

 

Yıl 1972. Mahzuni Şerif, elinde sazı, Sivas‘ın Sivrialan Köyü’ne Âşık Veysel‘i ziyarete gider. Bu ziyarette Davut Sulari de vardır. Zaten Mahzuni baba “üç ustam vardır” derdi. Birincisi sazı öğrendiği amcası Fezali Baba, diğeri Âşık Veysel ve üçüncüsü de Âşık Davut Sulari’dir. 

 

1973 yılında halkı suça teşvik etmekten yine tutuklanır. Çıkar plak yapar, konser verir, tutuklanır, yine çıkar, yine konser verir, susmaz, konuşur, Hakkın ve Hakikatin yanında, mazlumun yanında yer alır, yine tutuklanır. 

Böyle bir döngüdür işte Mahzuni’nin yaşamı. 

 

12 Eylül sonrasında yasaklar dönemi olduğu için uzun süre evine kapanır, konser veremez, Plak yapamaz, ama beste yapar. Bestelerini yayınlayamadığı için gizlice kayıtlarını yapıp saklar. Küçük bir dükkânda plak, kaset vb satışı yaparak yaşamını sürdürür. 1981 den 1986 ya kadar yasaklı olduğu dönemde bu şekilde stüdyolarda özel kayıtlar yaptırır. Nasılsa bir gün mutlaka bu devran dönecek diye bekler… 

 

Nihayet o gün gelmiştir ve yasak kalkar, tabii ki o güne kadar gizli bir şekilde doldurup sakladığı kasetler arka arkaya piyasaya sürülür.

Kolay mı? 453 plak, 50 kaset, 9 kitap çıkarabilmek! 

1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından Dünya’nın en büyük 3 ozanı arasında gösterilir.

Eserlerini halk müziği, pop müzik ve sanat müziğinin birçok ünlü ismi okumuştur. İşte Mahzuni’nin ilk plağının sözleri: 

 

İşte gidiyorum çeşmi siyahım 

Aramızda dağlar sıralansada, 

Sermayem derdimdir, servetim ahım 

Karardıkça bahtım bahtım karalansada 

 

Haydi, dolaşalım yüce dağlarda 

Dost beni bıraktı ah ile zarda, 

Ötmek istiyorum viran bağlarda 

Ayağıma cennet kiralansada 

 

Bağladım canımı zülfün teline 

Dost beni düşürdün elin diline, 

Güldün Mahzuni'nin garip haline 

Mervan'ın elinde paralansada.

 

Mahzuni Şerif’i yakından tanımak, O'nun eserlerini çok iyi dinlemek ve özümlemekten geçer. Kendisinin dediği gibi ”benim söylediklerim neyse; ben O’yum!” 

Hakkında yazılan ve yazdığı kitaplar uluslararası edebi tartışmalara konu olur ve 1998 yılında Dünya’nın, yaşayan üç büyük ozanı arasında birinci sırayı alır.

 

Her tutuklanma ve mahkeme sonrası ceza aldığında ”Bizim suçumuz şerefimizdir” demiştir.

Emperyalizm bu devletinin bağrında yaşayamaz! Kahrolsun Amerika ve onun Emperyalizmi!" diyerek “Amerika Katil, Katil” türküsünü söyleyeli neredeyse 50 yıl olmuş. Dünyada değişen bir şey var mı? Mazlum halklar ve uluslar için Amerika yine “katilliğine” devam etmiyor mu?

 

“Kamil insanı kıble edinmiş, gönlü Kâbe olmuş olanlara, bütün halklara saygıyla bakanlara, 73 millete aynı nazarla bakanlara selam olsun!..'' diyen bir tasavvuf ehli ve düşünce adamıydı Mahzuni Baba…

 

Mahzuni’yi en çok sevenlerin başında ‘pek bilinmez ama’ Neşet Ertaş gelirdi. Neşet Baba “Ben O’nun kadar açık yazamadım, söyleyemedim ama benim eserlerimin bir kısmında da aynı mesajlar var, derdi. Nitekim “Zengin isen ya Bey derler, ya Paşa, Fakir isen ya Abdal derler ya Cingen Haşa” diyerek toplumsal ayrımcılığa, ötekileştirmeye isyan ediyordu. 

 

Bir gün Almanya Köln kentindeki evinde muhabbetteyken Mahzuni Baba’dan söz açtım, çok duygulandı. Aynen şöyle dedi:”Kazım Baba; bir gün Eskişehir’de Mahzuni’yle konserdeyiz. Önce sahneye ben çıktım, programı yapıp indim, kulise geldim. Organizatör, “Baba burada otur beni bekle, geliyorum” dedi, beklemeye başladım. Bu arada Mahzuni Baba konserini bitirdi, sonra biraz kalabalığın gürültüsü, ardından bir sessizlik oldu. Mahzuni konser sonrası hayranları ile dışarıda fotoğraf çektirmiş, organizatör onu alıp otele bırakmış ve otelde de parasını verip gitmiş.  

 

Bekliyorum ama kimse yok, ne gelen var ne giden. Baktım olmuyor otele gideyim bari dedim. Otele döndüğümde odaya girdim, moralim bozuk, cuvara üstüne cuvara içiyorum. Mahzuni dedi ki “Senin paranı vermediler mi yoksa?” Nasıl anladın dedim, “Boşver ben anlarım” dedi. Cebinden aldığı parayı çıkardı, “Bak Neşet Baba 50 lira aldım, 25 i sana 25’i de bana. Hiç kendini üzme, sen benim kardeşimsin. Yapılan çok ayıp ve çok çirkin ama boşver onların seviyesine düşmeyelim. Vicdan azabı ile yaşasınlar” dedi. Parasını benimle paylaştı, güzel sesli, güzel yürekli dostum idi, ırahmat olsun ona “ dedi.

 

Mahzuni baba Alevi-Bektaşi hareketine de düşünceleri, ufku ve projeleri ile katkı yapan biriydi. Bu arada birlikte yürüttüğümüz çalışmalar sırasında çok haksızlığa uğradık, Mahzuni hedef yapıldı ve mahkemeye verildi. Bu haksızlıklara yüreği ve beyni dayanamadı 1997 yılının haziran ayında Almanya‘da beyin kanaması geçirip, Almanya ‘nın Ulm Şehrinde tedavi gördü.

 

Hastaneden çıktığında birçok kez görüştük, “adı bende saklı birileri için” uğradığı tüm haksızlıklara izafen “Fırıldak adam” eserini yaptı. Daha sonra ağırlıkla tasavvuf üzerine Hak ve Hakikat Yolu uğruna düşünsel çalışmalar yaptı.

Mahzuni Şerif, 2001 yılının başlarında kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle İstanbul’da bir hastanede yoğun bakım altında tedavi oldu ve Mayıs ayında taburcu edildi. 

17 Mayıs 2002 tarihinde Almanya’nın Köln şehrinde vefat etti. 

 

Alman RTL kanalı haber geçti: "Asya'da bir çınar devrildi" !!!  

 

Mahzuni Baba Nevşehir‘in Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Külliyesi’nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgede Hüseyin Gazi Metin dedenin şiir gibi bir Cenaze erkânı ile defnedildi.

 

Çok şey öğrendim, Sen benim Ustam oldun, dostum oldun, Ben senin sırdaşın, kardeşin, yoldaşın oldum Mahzuni Baba.

Onur duydum, Anadolu’nun çilekeş ve mazlum insanları da eminim ki senin adının geçtiği yerde minnet ve rahmet ile anıyorlar. 

Hakk devrini daim eylesin, ışıklar içinde uyu Mahzuni Baba! 

Bu yazı toplam 1508 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2018 Antalya Haberal | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.