1
  • BIST 100.339
  • Altın 275,561
  • Dolar 5,6986
  • Euro 6,3000
  • Antalya 25 °C

MUHARREM, KERBELA ve AŞURA

Kazım Engin

Muharrem ile Asura ilintisi/bağlantısı kadimden gelir. Aşura ile Muharrem bir bütündür. Tüm semavi din ve inançlardan eski/kadim olan muharrem; Barış ayıdır, savaş yapılmaz, canlı öldürülmez. Bu nedenle olası bir canlının hayatına sebep olmamak için yumurta yenmez. 

 

Hiç bir yeşil "can taşıdığı için" çiğnenmez, koparılmaz. 

 

Binlerce yıllık bu gelenek bir yandan devam ederken, çok sonraki dönemlerde hicret ile birlikte Araplar hicri takvimin 1. Ayı yılbaşı olarak kabul etmişlerdir. Aşura da "aşr" yani “on” kelimesinden gelir ve Muharrem ayının 10. Günü demektir.

 

Kerbela olayının zaman içinde Muharremle ve Aşura ile ilişkisini kendilerini ehlibeytten yana tavır alma gereğini hisseden tarihteki Kızılbaş, Alevi Bektaşiler yapmışlardır. 

 

Bilindiği gibi Kerbela katliamı Yezid’in emri ile binlerce kişilik ordusuyla Muaviye ve Yezid'in kendisine biat etmeyen Hüseyin ve 72 aile efradı ve yoldaşına karşı yapılmıştır. 

Katliam Muharrem’in onuncu günü yapılmıştır. Yani Aşura günüdür. 

 

Çünkü kadimden bu yana gerek Ortadoğu halkları gerekse Araplar ve Yahudiler ve bir kısım Hristiyanlar Muharrem de 10 gün oruç tutar ve onuncu günün sonunda oruçlarını AŞURA ile açarlar, Aşurayı dağıtırlardı. Bu gün bu topluluklar da evrilmiş, oruçları başkalaşmış ve muharrem'de tuttukları on günlük oruç başka adlar almıştır. 

 

Aşura'nın 12 çeşit meyveden yapılması ise tamamen kadim ve kutsal 12 simgesi ile alakalıdır. 15. Yüz yıldan sonra bu 12 rakamına 12 imamlar adına anlam yüklenmiştir. Semavi dinler ve egemenleri bu kadim geleneği kaldıramadıkları için, Kurban gibi, sünnet gibi, kendilerine uyarlamışlar ve kendilerince yorumlamışlardır. 

 

Halbuki Muharrem orucu ve Aşura kadimdir. Semavi dinlerden çok çok öncedir.

Muharrem ayı binlerce yıldan bu yana kutsal kabul edilen, savaş yapılmayan, cana kıymanın yasak ve suç olduğu bir aydır.

 

Kerbela Katliamı sonrasında 100 yıllık Emevi diktatörlüğüne duyulan öfke aynı zamanda devrin yoksullarının, ötekileştirilmiş olan toplulukların sınıfsal bir tavır, duruş ve muhalefetidir. 

 

Nitekim bu tavır alış Abbasiler döneminde de çeşitli "adlar altında" devam etmiştir.

Tüm muhalif unsurlar, topluluklar Hüseyin’de simgeleştirdikleri Zalime karşı gelme, mazlumun yanında olma tavrını Kerbela olayı ile içselleştirmişlerdir. 

 

Zamanla tüm batıni topluluklar köleci ve feodal dönemde başkaldırılarına, isyanlarına ve öfkelerine “Hüseyin adına, Hüseyin aşkına” diye çok güçlü simgesel bir mesaj yüklemişlerdir. 

 

Öyle ki Kuzey Afrika’dan, Afganistan, Pakistan ve Himalayalara, Orta Asya’ya kadar Kerbela ve Hüseyin; üzüntü, acı ve yas ile anılan günlerdir ve tüm yasaklamalara rağmen Aşura ise umudun yeşermesi olarak devam etmiştir. 

 

Bu konunun birçok İslami araştırmacılar açısından bu gün bile açıklaması yapılamamaktadır. Nitekim bazı İslami yazarlar içindeki niyeti açığa vurmuş ve “Bu gün bile karşı karşıya gelseler ben Yezid’in tarafında olurum” demektedirler. Bu ifade vahimdir, korkunç bir çağrışım yapmaktadır!

 

Kendini zalime karşı ve mazlumdan yana taraf gören, kendini taraf hisseden herkes özgürce orucunu da tutmalı, yasını da çekmelidir. Aşurasını da dağıtmalıdır. 

 

Bir takım kurumlar bir zamanlar hiç ilgilenmedikleri, kaale almadıkları Aşureyi toplumun dipten gelen sahiplenmesi karşısında süslü, püslü kazanlarla meydanlarda ve Camilerde dağıtmaları olsa olsa “pişmiş aşureye su katmaktan” başka bir şey değildir. Zarf ile “mazruf” yok edilmek istenmektedir. Nitekim "Muharreminiz, kutlu olsun, Hicri yılınız kutlu olsun, Aşureniz kutlu olsun" mesajları da (Fetö’cülerin şimdilerde itiraf ettikleri uydurulmuş “Kutlu doğum haftaları” ) gibi toplumsal karşılık bulamayacaktır. 

 

Anadolu insanı çocuklarına “Muaviye ve Yezid” adı koymamakla, zaten “meşrep” olarak, kadimden gelen iç sesini dinlemiş ve gereken cevabı vermiştir. 

 

Muharrem, Aşura ve Kerbela bütünleşmiştir. Birini ayırıp diğerini görmezden gelen her zihniyet hüsrana uğrayacaktır. 

 

FARKINDA  MISINIZ !

BU GÜNLERDE ALEVİ- BEKTAŞİLER SESSİZ SEDASIZ 

BİR YAS VE ORUÇ TUTUYORLAR!

DAVUL YOK, BAĞIRAN YOK, İSTİSMAR YOK !

YETİŞEMEYECEĞİM TELAŞI YOK !

İFTARI YOK, SAHURU YOK! 

SEN 'BENİM YANIMDA' SU İÇTİN, YEMEK YEDİN, GÖRGÜSÜZLÜĞÜ YOK!

LOKANTALARI, ÇAY OCAKLARINI, KAPATTIRMA BASKICILIĞI, KAVGASI, ZULMÜ YOK!

 

ELİ, DİLİ, BELİ MÜHÜRLÜ VE ORUÇLU CANLAR 

SESSİZ SEDASIZ BİR PEHRİZ YAPIYORLAR, MATEM TUTUYORLAR,

 

MAZLUMU ANIYOR, ZALİMİ LANETLİYORLAR!

 

HAKK TÜM CANLARIN TERTEMİZ NİYETLERİNİ MAZLUMLAR ŞAHININ GÖNÜL DEFTERİNE KAYDETSİN!

DİL BİZDEN NEFES HÜNKÂR-I PİRDEN OLA. 

Bir kez daha yürekten diyorum ki; 

Her yer Kerbela, Herkes Hüseyin,  Her gün Aşura! GERÇEĞE HÜ!

 

 

Bu yazı toplam 160 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2018 Antalya Haberal | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.